20. Yüzyıl Başları (1.Dünya Savaşı Öncesi) – Soyut Sanat

20. Yüzyıl Başları (1.Dünya Savaşı Öncesi) – Soyut Sanat

 

Soyut sanat, dünyadaki görsel referanslardan bağımsız olarak var olabilecek bir kompozisyon yaratmak üzere şekil, form, renk ve çizginin görsel dilini kullanır. Batı Sanatı, Rönesans’tan 19.yy’ın ortalarına dek, perspektif ve görsel gerçeklik ilüzyonu yaratma denemesi olarak tanımlanmıştır. Avrupa dışındaki kültürlerin sanatları erişilebilir olmuş ve sanatçıya görsel deneyimi anlatmanın alternatif yollarını göstermiştir. 19.yy’ın sonunda birçok sanatçı, teknoloji, bilim ve felsefede meydana gelen temel değişimleri kapsayacak yeni bir sanat oluşturma ihtiyacını hissettiler. Tek tek sanatçıların teorik argümanlarını aldıkları kaynaklar çok çeşitliydi ve o zamanlar Batı kültürünün tüm alanlarındaki sosyal ve entelektüel sorunları/meşgaleleri yansıtmaktaydı.

Soyut sanat, non-figüratif sanat, nesnesel olmayan (non-objective) sanat ve gösterimsel olmayan sanat gevşek bir şekilde birbiriyle ilişkili terimlerdir. Benzer olmalarına karşın eş anlamlı değildirler.

Soyutlama, sanatta imgesel olanın betimlenmesinde gerçeklikten ayrılışı göstermektedir. Birebir gösterimden bu ayrılış, az, kısmi ya da tümden olabilir. Soyutlama kesintisizlik içinde devam eder. En yüksek derecede birebir benzetmeyi hedefleyen sanatın bile, en azından teorik olarak soyut olduğu söylenebilir, zira eksiksiz bir gösterime hiçbir zaman ulaşılamayacaktır. Bariz şekilde renk ve formu değiştirerek bazı özgürlükleri kullanan sanat için kısmi soyut denebilir. Tamamıyla soyutlamada ise tanımlanabilir herhangi bir şeye bir referansın izi bulunmaz. Örneğin geometrik soyutlamada, doğadaki varlıklara (entity) herhangi bir referans bulunamaz. Figüratif sanat ve tamamen soyutlama neredeyse birbirlerinin tamamen karşıtıdırlar. Ancak figüratif ya da gösterimsel (ya da gerçekçi) sanat genellikle kısmi soyutlama içerir.

Hem geometrik hem de lirik soyutlama genellikle tamamen soyuttur. Kısmi soyutlama içeren birçok sanat akımı arasında rengin birebir gerçeklikten bariz ve bilinçli bir şekilde değiştirildiği Fauvizm ve betimlenen gerçek yaşama ait olan formları pervasızca değiştiren Kübizm de bulunmaktadır.

Tarihçe

Erken Sanatlarda ve Diğer Kültürlerde Soyutlama

İlk kültürlerin sanatının çoğunluğu – çömlek ve giysiler üzerindeki işaretler ve simgeler ve kaya üzerindeki yazılar ve boyamalar – sembolik ya da dekoratif bir amacı olan basit, geometrik ve doğrusal formlardı. Soyut sanatın ilettiği görsel anlam da bu düzeydedir. Bir insan Çin kaligrafisinin ya da İslam hat sanatının güzelliğini, ne yazdığını anlamadan takdir edebilir.

Yüzyıl

Soyut sanatın gelişimine katkıda bulunan üç sanat akımı Romantizm, Empresyonizm ve Ekspresyonizm’dir. 19.yy’da sanatçıların sanatsal bağımsızlığı ilerlemişti. Kiliseden elde edilen patronaj gerilemiş ve toplumdan elde edilen özel patronaj sanatçılar için geçinmeyi sağlayabilecek bir seviyeye ulaşmıştı.

Yeni bir sanatın ilk belirişleri, Nocturne in Black and Gold: The falling Rocket (1872) adlı resminde nesnelerin betimlenmesinden çok görsel duyulanıma önem veren James McNeill Whistler tarafından gerçekleştirilmiştir. Görülen şeye dair nesnel bir ilgi, John Constable, J.M.W. Turner ve Camille Corot’nun ve oradan da Barbizon Okulu’nun açık hava ressamcılığına devam eden Empresyonistler’in resimlerinde fark edilir olmuştur. Paul Cezanne bir Empresyonist olarak başlamış ancak düz alanlarda modüle edilmiş renklerle birlikte tekil bir noktadan görünüşe dayanarak gerçekliğin mantıksal bir konstrüksiyonunu yapmak olarak ifade edilebilecek olan amacı, daha sonrasında Georges Braque ve Pablo Picasso tarafından Kübizm’e gelişecek olan yeni bir görsel sanatın temelini oluşturmuştur.

Ekspresyonist ressamlar boya yüzeyinin cesurca kullanımını, bozulmalar (distortion) ve abartmalar çizmeyi ve yoğun rengi araştırmışlardır. Ekspresyonistler, çağdaş yaşama dair deneyimlerine reaksiyonlarını ve çağdaş yaşamla ilgili algılarını, Empresyonizm’e ve 19.yy’ın sonlarındaki resmin daha muhafazakar yönelimlerine tepkilerini ifade eden duygusal olarak yüklü resimler yapmışlardır. Ekspresyonistler, varlığın psikolojik durumlarını portrelendirmek lehine konu üzerindeki vurguyu değiştirmişlerdir. Edvard Munch ve James Ensor gibi sanatçılar temel olarak Post-Empresyonistlerden etkilenerek eserler vermiş olsalar da 20.yy’da soyutlamanın ortaya çıkışında rol oynamışlardır.

Ek olarak, 19.yy’ın sonlarına doğru Doğu Avrupa’da mistisizm ve teozof Madame Blavasky tarafından ifade edildiği gibi erken modernist dinsel felsefenin Wassily Kandinsky ve Hilma af Klint gibi öncü geometrik sanatçılar üzerinde derin etkileri olmuştur. Georges Gurdjieff ve P.D.Ouspensky’nin mistik öğretilerinin de ayrıca 20.yy’ın başlarında Piet Mondrian’ın ve onun arkadaşlarının geometrik soyut stillerinin ilk oluşumunda önemli bir etkileri olmuştur.

Yüzyıl

Paul Gauguin, Georges Seurat, Vincent Van Gogh ve Paul Cezanne’ın uyguladıkları Post Empresyonizm’in 20.yy sanatında devasa bir etkileri olmuş ve 20.yy soyutlamasının ortaya çıkışına sebep olmuştur. Van Gogh, Cezanne, Gauguin ve Seurat gibi ressamların geride bıraktıkları modern sanatın gelişimi için özseldir. 20.yy’ın başlangıcında Henri Matisse ve kübizm öncesi George Braque, Andre Derain, Raoul Dufy ve Maurice de Vlaminck gibi diğer birçok genç sanatçı, eleştirmenlerin Fauvizm adını verdikleri “vahşi”, çok-renkli, ekspresif manzara ve figüratif resimleriyle Paris sanat dünyasında devrim yaratmışlardır. Rengin ekspresif kullanımı ve serbest ve hayal gücüne dayanan çizimiyle Henri Matisse, French Window at Collioure (1914), View of Notre-Dame (1914) ve The Yellow Curtain (1915) adlı resimlerinde saf soyutlamaya çok yaklaşmıştır. Fauvistler tarafından geliştirilen rengin ham dili soyutlamanın bir diğer öncüsü Wassily Kandinsky’i de doğrudan etkilemiştir.

Kübizm, en nihayetinde bir konuya dayansa da Fauvizm ile birlikte 20.yy’da soyutlamaya kapıyı doğrudan açan sanat hareketi olmuştur. Pablo Picasso ilk kübist resimlerini Cezanne’ın doğanın betimlenmesinin üç adet üç-boyutlu şekle (küp, küre ve koni) indirgenebileceği fikrine dayanarak yapmıştır. Les Demoiselles d’Avignon (1907) adlı resminde Picasso, beş fahişenin olduğu çiğ ve ilkel bir genelev sahnesini, şiddetli bir şekilde resmedilmiş kadınları, Afrika kabile maskelerinin anımsatılmasını ve kendi yeni Kübist icatlarını anlatan yeni ve radikal bir resim yaratmıştır. Analitik Kübizm Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından ortaklaşa olarak 1908’den 1912’ye dek geliştirilmiştir. Kübizm’in ilk açık ortaya çıkışı olan Analitik Kübizm’i, Braque, Picasso, Fernand Leger, Juan Gris, Albert Gleizes, Marcel Duchamp ve 1920’lerdeki sayısız birçok sanatçı tarafından uygulanan Sentetik Kübizm takip etmiştir. Sentetik Kübizm, farklı dokuların, yüzeylerin, kolajın, elementlerin, kağıt yapıştırmaların ve birleştirilmiş konu malzemelerinin büyük çeşitliliğinin tanıştırılmasıyla karakterize edilmektedir. İpuçlarını Kübizm’den alan Kurt Schwitters, Man Ray ve diğerleri gibi kolaj sanatçıları Dada isimli hareketin gelişiminde önemli rol oynamışlardır.

İtalyan şair Marinetti 1909 yılında Fütürist Manifesto’yu yayınlamış ve bu manifesto Painting of Sounds, Noises and Smells adlı resminde Carlo Carra, Train in Motion (1911) adlı resminde Umberto Boccioni gibi sanatçıları daha ileri aşamadaki bir soyutlama için esinlendirmiş ve Avrupa’nın her yerindeki sanat hareketlerini derinden etkilemiştir.

1912’de Salon de la Section d’Or’da şair Guillaume Apollinaire, Robert ve Sonia Delaunay dahil olmak üzere birçok sanatçının resimlerini Orfizm olarak isimlendirmiştir. Apollinaire, Orfizm’i şöyle tanımlamıştır: “sanatçının görsel gerçeklikten almadığı ama tamamen kendi yarattığı ögelerle yeni bütünlükler resmetme sanatı… saf bir sanat”.

yy’ın başlamasıyla birlikte Avrupa ve Amerika’nın belli başlı şehirlerinin sanatçıları arasındaki kültürel bağlantılar, modernizmin yüksek emellerine karşılık gelen bir sanat formu yaratma uğraşları sırasında oldukça aktif hale gelmişti. Sanat kitapları, sergiler ve manifestolar yoluyla fikirler karşılıklı olarak paylaşılıyor ki böylece birçok kaynak deneye ve tartışmaya açık hale getiriliyor ve çok çeşitli soyutlama tavırları (modları) için temel oluşturuyordu. ‘The Wolrd Backwards’dan alınan aşağıdaki alıntı o zamanlardaki karşılıklı-bağlantılılık ile ilgili bir fikir vermektedir: ‘David Burliuk’un modern sanat akımları hakkındaki bilgisi oldukça güncel olmalıdır, zira Ocak 1912’de Moskova’da gerçekleştirilen ikinci Knave of Diamonds sergisi sadece Münih’ten gönderilen eserleri değil, Alman Die Brücke grubunun çalışmalarını da Paris’ten Robert Delaunay, Henri Matisse, Fernand Leger ve Picasso resimlerini de sergilemekteydi. Baharda David Burliuk kübizm üzerine iki ders verdi ve parasını Knave of Diamonds’ın sağlayacağı bir yayın planladı. Mayıs’ta yurt dışına gitti ve o Almanya’dayken yayıncıların çıkarttığı Der Blaue Reiter adlı almanaka rakip olmaya kararlı bir şekilde geri döndü’.

1909’dan 1913’e dek ‘saf sanat’ arayışındaki birçok deneysel resim yaratıldı: Francis Picabia Caoutchouc, 1909,The Spring, 1912, Dances at the Spring ve The Procession, Seville, 1912 adlı resimleri yaptı; Wassily Kandinsky Untitled (First Abstract Watercolor), 1910, Improvisation 21A, the Impression series, ve Picture with a Circle (1911) adlı resimleri yaptı; František Kupka Orfist Discs of Newton (Study for Fugue in Two Colors), 1912 ve Amorpha, Fugue en deux couleurs (Fugue in Two Colors), 1912 adlı resimleri yaptı; Robert Delaunay Simultaneous Windows and Formes Circulaires, Soleil n°2 (1912–13) adlı bir seri yaptı; Léopold Survage Colored Rhythm, 1913 adlı eseri yarattı; Piet Mondrian, Tableau No. 1 ve Composition No. 11, 1913 adlı resimleri yaptı.

Ve arayış devam etti: Natalia Goncharova ve Mikhail Larionov’un Rayist ( Luchizm, ışıncı ) resimleri, bir konstrüksiyon yapmak için çizgileri ışık ışınları olarak kullandı. Kasimir Malevich, ilk tamamen soyut eseri olan Süprematist Black Square’i 1915’te yaptı. Suprematist gruptan bir başka sanatçı Liubov Popova 1916 ve 1921 yılları arasında Architectonic Constructions ve Spatial Force Constructions‘ı tamamladı. Piet Mondrian, 1915 ve 1919 yılları arasında renk dikdörtgenleri ve yatay ve dikey çizgilerden oluşan soyut sanat dilini geliştirirken, Neo-Plastisizm, Mondrian, Theo van Doesburg ve De stijl grubundaki diğer sanatçıların geleceğin ortamını yeniden şekillendirmek için hedefledikleri estetikti.

Müzik

Görsel sanat daha soyutlaştıkça sesin soyut elementlerini ve zamanın bölümlenmesini kullanan bir sanat formu olan müziğin bazı karakteristiklerini geliştirmektedir. Kendisi de müzisyen olan Wassily Kandinsky ruhta tınlayan ( ses bulan ) işaretler ve ilişkili renklerin olasılığından esinlenmiştir. Tüm duyumlarımızın çeşitli uyaranlara cevap verdiği ancak duyuların daha derin bir estetik seviyede bağlandığı fikri ilk olarak Charles Baudelaire tarafından öne sürülmüştü.

Bununla yakından ilişkili bir başka fikir de sanatın tinsel bir boyutunun olduğu ve günlük deneyimleri aşarak tinsel bir düzleme ulaşabileceği fikridir. Teozofi Topluluğu, 20.yy’ın ilk yıllarında Hindistan ve Çin’in kutsal kitaplarındaki kadim bilgeliği popülerleştirmiştir. Bu bağlamda Piet Mondrian, Wassily Kandinsky, Hilma af Klint ve ‘nesnesiz durum’ hedefi peşinde koşan diğer sanatçılar ‘içsel’ bir nesne yaratmanın bir yöntemi olarak Okültizm ile ilgilenmişlerdir. Geometride bulunan evrensel ve zamansız şekiller, daire, kare ve üçgen soyut sanattaki uzamsal elementler haline gelmişlerdir: onlar da renkler gibi görsel gerçekliğin altında yatan temel ( ilkesel ) sistemlerdir.

Rus Avantgard’ı

Rusya’daki sanatçıların birçoğu sanatın, yaşamın uzağında olan birşey değil yaşamın kendisi olduğuna inanarak Konstrüktivist olmuşlardır. Sanatçı, modern üretimin araçlarını ve malzemelerini kullanmayı öğrenen bir teknisyen olmalıdır. Sanat yaşamın içine! Vladimir Tatlin ile birlikte gelecekteki tüm Konstrüktivistlerin sloganıdır. Varvara Stepanova ve Alexandre Exter ve diğerleri tuval resmini bırakmışlar ve enerjilerini tiyatro tasarımına ve grafik çalışmalarına yöneltmişlerdir. Diğer tarafta ise Kazimir Malevich, Anton Pevsner ve Naum Gabo durmaktaydı. Sanatın, hayatı pratik, materyalistik açıdan organize etmek değil bireyin dünyadaki yerini yaratmak üzere tinsel bir etkinlik olduğunu öne sürmüşlerdir. Sanatla ilgili materyalist üretim fikrine karşı çıkan birçoğu Rusya’yı terketmiştir. Anton Pevsner Fransa’ya, Gabo önce Berlin’e sonra İngiltere’ye en sonunda da Amerika’ya gitmiştir. Kandinsky Moskova’da eğitim görmüş sonra Bauhaus için ülkeden ayrılmıştır. 1920’lerin ortalarına doğru sanatçıların özgürce deney yapabildikleri devrimci dönem (1917’den 1921’e) sona ermişti; ve 1930’lara gelindiğinde sadece sosyalist gerçekçiliğe izin verilmekteydi.

Bauhaus

Almanya Weimar’daki Bauhaus 1919 yılında Walter Gropius tarafından kurulmuştu. Eğitim programının altında yatan felsefe mimariden resme, resimden dokuma ve cam boyamaya kadar tüm görsel ve plastik sanatların birliğiydi. Bu felsefe İngiltere’deki Arts and Crafts hareketi ile Deutscher Werkbund’un fikirlerinden yeşermişti. Ders verenler arasında Paul Klee, Wassily Kandinsky, Johannes Itten, Josef Albers, Anni Albers, Theo van Doesburg ve Laszlo Moholy-Nagy de bulunmaktaydı. 1925 yılında okul Dessau’ya taşınmış ve Nazi partisi 1932 yılında kontrolü ele geçirince Bauhaus kapatılmıştı. 1937 yılında soysuz sanatlar sergisi olan ‘Entartete Kunst’ Nazi Partisi tarafından onaylanmayan tüm avantgard sanat türlerini içermekteydi. Bundan sonra göç başladı, sadece Bauhaus’tan değil genel olarak Avrupa’dan Paris’e, Londra’ya ve Amerika’ya. Paul Klee İsviçre’ye gitse de Bauhaus’taki birçok sanatçı Amerika’ya gitmiştir.

Paris ve Londra’da Soyutlama

1930’larda Paris, totaliteryanizmin yükselişinden etkilenen Rusya, Almanya, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinden sanatçılara ev sahipliği yapmıştır. Sophie Tauber ve Jean Arp, organik/geometrik formlar kullanan resimleri ve heykelleri birlikte yapmışlardır. Polonyalı Katarzyna Kobro matematiğe dayanan fikirlerini heykele uygulamıştır. Birbirine çok yakında olan birçok soyutlama tipi sanatçıların çeşitli kavramsal ve estetik gruplamaları analiz etme denemelerine yol açmıştır.Michel Seuphor tarafından organize edilen ve Cercle et Carre grubunun kırk altı üyesinin katıldığı bir sergi Neo-Plastisist’lerin yanında Kandinsky, Anton Pevsner ve Kurt Schwitters gibi çok çeşitli soyutlamacıları da kapsamıştır. Theo Van Doesburg tarafından oldukça belirsiz bir koleksiyon olarak eleştirilince Seuphor Art Concret dergisini yayınlayarak sadece çizgi, renk ve yüzeyin somut gerçeklik olduğu bir soyut sanatı tanımlayan bir manifesto yayınlamıştır. Daha açık bir grup olarak 1931 yılında kurulan Abstraction-Creation soyut sanatçılar için bir referans noktası olmuş ve politik durum 1935 yılında kötüleşmeye başlayınca, sanatçılar bir çoğu Londra’da olmak üzere yeniden bir araya gelmiştir. İlk Britanya soyut sanatı sergisi 1935 yılında İngiltere’de gerçekleştirilmiştir. Ertesi sene Piet Mondrian, Joan Miro, Barbara Hepworth ve Ben Nicholson’ın eserlerinin de bulunduğu daha uluslararası bir sergi olan Abstact and Concrete sergisi Nicolete Fray tarafından organize edilmişti. Hepworth, Nicholson ve Gabo ‘konstrüktivist’ çalışmalarına devam etmek üzere Cornwall’daki St.Ives grubuna geçmişlerdir.

Bir önceki yazımız olan 19. Yüzyıl Modern Sanat Akımları - Divizyonizm başlıklı makalemizde 19. Yüzyıl Modern Sanat Akımları, 19. Yüzyıl Modern Sanat Akımları Divizyonizm ve 19.Yüzyıl hakkında bilgiler verilmektedir.


CEVAP VER